危机 veya 危機 – 2

Bu yazı 危机 veya 危機 başlıklı yazının devamı niteliğindedir.

image

Kaldığım yerden  özetlemeyi sürdürüyorum. Çin konusunun işlendiği mecralarda en büyük eksik sadece akla ilk gelen verilere ulaşmanın zorluğu değil büyük çoğunluğumuzun Çin politik dünyasına aşina olmamamız. 1 Şubat’ta yapılacak Iowa Caucuse’dan veya Trup/Hillary/Cruz vsde bahseden çok insan bulabilirsiniz ama konu Çin olunca en derin nokta isim vermeden Başkan/Başkan Yardımcısı veya Komünist parti öznelerini kullanmak oluyor.Oysa Çin’de yaşananlar ne kadar ekonomikse aynı oradan da politik.

“Başkan” yani Xi Jinping pek çok batılı analistin gözünde Mao’dan bu yana en fazla gücü elinde tutan politik lider. Başkan Xi Parti Genel Sekreteri (teknik olarak unvanı bu ve eşitler arasında birinci), Çin Cumhuriyetinin Başkanı. Aynı zamanda Merkezi Askeri Komisyonu ve Ulusal Güvenlik Konseyinin de başkanı. Dış işleri, finans ve ekonomik konseyleri, ordunun yeniden yapılandırılması için kurulan komitenin ve siber güvenlik komitelerinin de lideri. Toplamda 11 kritik ve reform yapılan alanda kurumun başında bulunuyor.  Yani tüm raporlamalar kendisinde toplanıyor. Öyle ki Başkan Obama “”Xi has consolidated power faster and more comprehensively than probably anybody since Deng Xiaoping “ tespitinde bulunmuştu.  Dolayısı ile ekonomide yaşanacak her şeyi politik olarak da yankı bulacaktır. Bunu en güzel ifade eden “özlü söz”   Charles Calomiris’in  “ Bir ülke kendi bankacılık sistemini seçemez, sistem politik gücün dağılımını belirleyen kurumların yapısına paralel gelişir.”’dir. Yani ihracatçıyı, yatırımcıyı vs vs destekleme dönemlerinde sistemin bu hedefe hizmet edecek şekilde dizayn edilmesi. Şimdi ise yeni bir dizayn gerekecek.

sg2016012650835

Yukarıda gördüğünüz üzere net ihracatın büyüme üzerindeki etkisi artık son derece sınırlı. Bu nedenle Yuan’ı devalue ederek ihracatı büyütmek gibi bir strateji söz konusu değil. Zaten 600 bn dolar rezerv harcayan bir ülkenin “kur savaşı” açmış olması da günlük yaşamın akışı içinde mantığa aykırı bir durum. Zaten Çin’in sorunu kuvvetli bir kur veya düşük ihracat vs de olmadığından bu hiçbir şeyi çözemez. Ancak PBOC’nin rezervlerinin yetersiz kalma ihtimalinin giderek artıyor olması ve para çıkışları nedeni ile Yuan’ın PBOC istemese de zayıflayacağı gerçeği diğer ülkelerin önden davranarak kurlarında değer kaybını hızlandırma stratejisini tetikleyebilir. Yuan’ı izlemeye mecburuz ancak ana konu o da değil.

Reform Stratejisi Değişti ama Kaderi Değişmedi

Hafta sonunda Çin’in kömür ve çelik kapasitesini azaltacağına dair haberler Pazartesi günü şöyle bir konuşulduktan sonra görünüyor ki Salı günü unutulmuş. Oysa Aralık ayında yapılan merkezi ekonomi konferansında yeniden strateji değiştirildiği ve supply side yani arz taraflı reformlar yapılacağı ilan edilmişti. Hafta sonu açıklanan önemler bunun ilk adımı oldu. Peki arz kaynaklı reformdan kast edilen nedir? Xinhuanet 22 Aralıkta ne anlamamız gerektiğini paylaşmıştı. Buna göre herkesin ağzında olan “yatırımdan tüketime doğru bir kayma“ yaratacak talebi canlandıracak reformlardan ziyade, çünkü banka reformları ve faiz liberalizasyonu vs  başarısız oldu kabul ediyorlar, vergi reformları, inovasyon, fazla kapasitenin (end. ve konutta) ortadan kaldırılması , tek çocuk politikasının sonlandırılması vb reformlar öne çıkacak. “The Chinese economy is no longer galloping ahead on the back of investment, exports and consumption. Adjusting banking regulations and interest rates has not been very successful in boosting investment or consumption.” http://en.people.cn/business/n/2015/1219/c90778-8992860.html

Ormanda Karşıma Üç Patika Çıktı: Hiç Birini Seçmedim

Çin konusunu gerçekten anlayan analistleri okuduğunuzda (ki şu anda onları özetliyorum) ve zaman içinde siz de yapıyı çözmeye başladığınızda Çin’in şu üç alternatiften birini seçmek zorunda kalacağını anlıyorsunuz:

  • Yüksek işsizlik (fazla kapasitenin ortadan kaldırılması)
  • Daha yüksek borçlanma (8% büyümek için bunun 2 katı borçlanması, yani ateşe benzin dökmek)
  • Servet transferi (ki aslında imalattan hizmete geçilsin denildiğinde asıl ayarlanması gereken bu. 1932’de FDR’ın New Deal uygulaması buna benzer bir adım)Arz kaynaklı reformlarda başarılı olunması durumunda ekonomide hızlı bir toparlanma olacağı ve bu şekilde yaratılan borç sarmalından hiçbir kesime gerçek anlamda “hesap kesilmeyeceği” umuluyor. Tıpkı talep kaynaklı reformlara girişildiğinde umulduğu gibi. Oysa tarihte Çin’in büyüme modelini uygulayan hiçbir ülke bunu başarabilmiş değil. Aşırı borç bir şekilde yeniden yapılandırılırken hane, özel sektör veya kamudan bir tanesi oluşacak zararı yüklenmek zorunda kalacak. Japonya’nın aksine Çin’in enflasyon yaratmakta başarılı olduğunu var sayarsak ödemeyi yapacak olan kesim haneler olacak, bugüne kadar engellediği defaultlara izin verirse kreditörler ödeyecek, vergi artışı yoluna giderse yeni ortaya çıkan girişimci kesimi silinecek, süreci devamlı ötelerse ekonomik bir çöküş kaçınılmaz olduğunda çalışan kesimler kurban edilecek. Yani devletin bir karar vermesi gerekiyor. Gerçek anlamda kalıcı ve büyük talep sadece hane halkından gelebileceği için, zira dünya ticaret piyasasında böyle bir güç yok ve yatırımlar da verimli secimler yapabilecek noktada değil artık, yapılması gereken net. Ancak siyasi ilişkiler başta olmak üzere kolay değil.

    En makul yol başta yerel yönetimler olmak üzere devletle doğrundan ilişkili yapıları (KİTler vs de dahil) likidasyona zorlayarak borçların azaltılmasını sağlamak ve başta vergiler olmak üzere çeşitli önlemlerle servet transferini hanelere doğru yönlendirmek. İlk mailde borçların ciddi anlamda iç borç olarak yoğunlaştığını paylaşmıştım. Bu borçların silinmesi bankacılık sistemini de sileceğinden (yerel hükümetlerin bankalarla yaptığı swapları hatırlayın, yerel hükümetin yükü azalırken bankanın karı da azalıyor) top dönüp yine hükümetin sahasına düşecek. Bu nedenle hükümet çekingen davranabilir veya davranıyor. İşte bu “Japonyalaşma” yani uzun süre çok düşük veya eksi seviyelerde büyüme ile sonuçlanacak bir hata olacak. Çin büyümesinin 3-4 ve belki de eksiye geçtiği dönemlere doğru gidiyoruz.

    Sonuç olarak borç sorununa neşter atmadan kulağa hoş ve doğru gelen hiçbir reformun başarı şansı yok. Neşterin nasıl atılacağı da ekonomik anlamda belli olsa da sürprizlere çok açık. İyi senaryo hane halkının GDP’den hızlı büyüyerek ağırlığını arttırması kötü senaryo ise GDP’nin hane halkından daha hızlı daralarak hanelerin ağırlığının artması. Hangisinin sahneleneceğine ise Başkan Xi karar verecek gibi görünüyor.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

Şant Manukyan hakkında

İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünde lisans eğitimi alan Şant Manukyan, yüksek lisans programını da Cornell Üniversitesi MBA dalında tamamladı. 2002 yılında İş Yatırım Uluslararası Piyasalar bölümünde göreve başlamış, 2007 yılında Uluslararası Piyasalar Müdür Yardımcısı görevine getirilmiştir. Global Stratejist olan Şant Manukyan, Kasım 2012 itibariyle de Uluslararası Piyasalar Müdürü konumunda görevine devam etmektedir. Global ekonomik durumun yatırımcılara yansıtılarak yabancı hisse senedi, foreks ve emtia stratejilerinin belirlenmesinden ve bu stratejilere yönelik yatırımcı tavsiyeleri oluşturulmasından sorumludur.
Bu yazı Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir