FED Bilançosu Üzerine

2016 içinde birkaç kez FED’in düşük seviyelerden faydalanarak bilançosunu küçültme yoluna girmesi düşüncesini paylaşmıştım. 1.5%li seviyeler FED’in zarar etmeyeceği seviyeler olduğu gibi piyasada UST talebinin de yüksek olduğu seviyelerdi. Hafta içinde FED yayınladığı stratejide belirgin bir oranda faiz artışı gerçekleştikten sonra bilançosunun küçülteceği görüşünü yeniledi. Temelde bilançosu FED açısından hem para politikasının seyri hem de bir noktada siyasetle ilişkisi açısından önemli olacak.Bankalar FED’de yaklaşık 2.15tr dolar rezerv tutuyor ve FED bu miktara faiz ödüyor. 0.25 veya 0.50% civarında sorun olmayacak bu ödeme faizler 1 veya üzerine çıktığında siyaset veya vergi verenler tarafından devletten bankacılık sistemine bir aktarım olarak görülecek ve savunulması giderek zor hale gelecektir.

Okumaya devam et

Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ticaret Tartışmasına Giriş – 4

Bu yazı, 9 Şubat 2017 tarihli “Ticaret Tartışmasına Giriş – 3” başlıklı yazının devamı niteliğindedir.

Tartışmanın son bölümünde BAT ve ticaret açığına etkisi üzerine fikirleri özetlemek istiyorum. Pharma ticaretinde verilen açığın İsviçre ve İrlanda ile veriliyor görünmesi vergi uygulamalarının ne kadar etkili olabileceğine işaret ediyor. Verdiği cari açığa rağmen (yani ABD yurtdışından borçlanmak durumunda) ABD’nin portföyünde bulunan yabancı varlıklardan elde ettiği gelir yabancıların tuttuğu ABD menkullerine oranla daha yüksek bir getiri sağlıyor (konu sadece ABD tahvilleri olsa güvenilir ve likit olmaları nedeni ile taşındığı ve düşük getirileri göz önüne alınırsa anlaşılabilir bir durum diyebilirdik) . Bu da açığın yönetilebilir olmasına katkıda bulunan bir durum.  Aşağıda bu durumu grafiksel olarak görebilirsiniz.

Okumaya devam et

Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ticaret Tartışmasına Giriş – 3

Bu yazı, 6 Şubat 2017 tarihli “Ticaret Tartışmasına Giriş – 2” başlıklı yazının devamı niteliğindedir.

Tartışmayı özetlemeye devam ediyorum:

Aşağıdaki mailde son paylaştığım denklem Ihracat– İthalat = Yatırımlar-Tasarruflar  olmuştu. Yani ABD penceresinden bakarsak ticaret açığının seyri ile yatırımların tasarruflara olan seyri aynı olmalı. Şayet ABD’nin ticaret açığı Çin’in hareketinden sonra 50 bn dolar arttı ise 1– Yatırımlar da 50 bn dolar artmalı 2-Tasarruflar da 50 bn dolar azalmalı.  Yatırımlarda artış da iki şekilde olabilir. 1Verimli yatırımlarda artış ki bu gelecek için olumlu bir gelişme olur 2- Verimsiz yatırımlarda ve stoklarda artış. İlki borçlar açısından orta vadede pozitif sonuçlanacak ikincisi ise aksi. Tasarruflarda düşüş de iki şekilde olabilir. 1- Konut balonunda olduğu gibi ABD’li tüketici gelirinin giderek artan bir kısmını harcar ve borçlar yükselir 2- İşsizlik artar ve insanlar tasarrufların kullanmak zorunda kalır.

 

Bu durumda ticaret açığının büyümesinin ekonomi üzerinde iki etkisinden bahsedebiliriz. Biri verimli yatırımların artışı olabilir diğeri ise borçların ve işsizliğin artışı. ABD her ikisini de yaşadı. Özellikle 1850lerden sonra yetersiz tasarruf oranları nedeni ile büyümesi Avrupa ülkelerinin tasarrufları ile gerçekleşti ve bu süre boyunca verdiği ticaret açığı ülkenin ve ticaret ortaklarının zenginleşmesine neden oldu. 2008 öncesinde ise aksi bir durum gördük ve yaşananlar ülkenin fakirleşmesi ile sonra erdi. İşte Trump ve ekibinin karar vermesi gereken ABD ticaret açığının hangi sonucu doğurduğu. Aslında kararlarını biliyoruz. Farklı bir temele dayandırsalar da istihdamın ABD dışına kaydığını savunuyorlar. Peki bu iki zaman dilimi arasında ne fark vardı? ABD’nin dünyanın en büyük ekonomisi olma yolunda ilerlediği dönemde “optimal yatırım miktarı” “reel yatırım miktarından” daha yüksek bir seviyedeydi. Şayet bunun aksi bir durum oluşursa, ki Çin için tartışılan bu, gereksiz/verimsiz bir yatırımdan bahsediyor oluyoruz ve etkileri negatif oluyor. Bu nedenle kamu yatırımları artarken ürünlerine yeterli talep olmadığını gören özel sektör yatırımları azaltıyor. Dolayısı ile ABD’nin , Trump’ın planı bu açıdan isabetli, mantıklı bir altyapı harcama paketi açıklaması durumunda yurtdışından gelen fonların ülkenin geleceği açısından olumlu bir rol taşıması kaçınılmaz. Ancak bu fon 2008 öncesi bir seyir izlediği taktirde hisse, bono, konut veya stok ama bir şekilde varlık balonu yaratarak bir süre olumlu etki gösterdikten sonra çok daha yıkıcı bir hal alacak  (Şant’ın notu: Daha önce birkaç kez ABD’nin neden Doların rezerv para birimi olmasından rahatsızlık duyması gerektiğini ve bir noktada kendi istekleri ile bu işten vaz geçeceklerini paylaştım. Henüz o seviyede değiliz ancak çok uzak bir gelecekte de değil)

BAT veya gümrük vergisi (ikisi farklı etkilere sahip 1.si devaluasyon ikincisi vergi artışı)  gibi uygulamaların ticaret açığına nasıl bir etkisi olabileceği konusundaki spekülasyonlara daha sonra değineceğim. Ancak önce birkaç jenerik tespitin geçerliğine bakalım. Bu tespitler ağırlıklı olarak 1-ABD ticaret açığını kapatmaya yönelik adımlar atarsa 1929 tarzı bir ticaret savaşı çıkar ve kendisi en büyük zararı görür. 2– ABD ithal ettiği ürünlerin fiyatını kendi eli ile artırmış olur ve enflasyon yükselir. 3- Tedarik zinciri uyarınca ABD’nin Çin ithalatında büyük ölçüde vaz geçemeyeceği mallar/ara mallar olduğundan atılan adımların ticaret açığı üzerinde bir etkisi olmaz.

1-    Hayır. Ticaret savaşından kimsenin karlı çıkmayacağı kesin. Ancak Almanya, Çin veya Japonya gibi fazla veren ülkelerin ana stratejisi yapay yollarla harcamaların GDP içindeki payını azaltarak tasarrufları yükseltmek. Bu tasarruflar bazen Çin örneğinde olduğu gibi ülke içinde yatırımlara bazen Almanya (ve Çin) örneğinde olduğu gibi çevre ülkelere gitmek durumunda. Yani Almanya’da olduğu gibi istihdam piyasası reformları (bu arada şu linki de paylaşmakta fayda var: https://www.wsj.com/articles/german-growth-slows-on-lower-investment-1472020237) veya Çin’de olduğu gibi finansal baskılama sonucunda iç talep olması gerekenden zayıf bir seviyeye düşürülüyor. Ticaret savaşı çıktığında ABD gibi büyük bir pazarı olan ülkeler değil yetersiz iç talep sorunu yaşayan ülkeler “daha” fazla zararlı çıkar. Almanya veya Çin hep konuşulan ayarlamayı yaptıklarında artan borçlar ve işsizlik ile karşı karşıya kalmak durumunda. 1929’da da böyle olmuş ve kreditör ülke olarak ABD daha fazla hırpalanmıştır. Trump haklı , eli daha kuvvetli.

2-    Hayır. İlk analizde “Kalıcı enflasyon konusu üzerine daha fazla çalışmak gerek (Walmartta fiyatların yükseleceği kesin)” demiştim. Ancak WalMartta fiyatların yükselmesi topyekûn enflasyon anlamına gelmez. Şayet petrol gibi her şeyin girdisi olan bir durumdan bahsetmiyorsak enflasyon seviyesinde genel bir yükseliş olmayacaktır. Bu tip bir gelişme yaşanması için toplam talep toplam arzın üstüne çıkmalı oysa çeşitli ürünlere getirilecek gümrük vergisi bu etki yaratmadığı gibi A malında yükseliş B malı için harcanacak miktarın azalması ile de sonuçlanabilir. Hane halkının gelirinde artış ihtimaline değinmiyorum.

3-    Doğru bir tespit ancak yine ikili ilişkiler göz önüne alınarak yapılan bir saptama. Tasarrufları artıracak veya yatırımları azaltacak bir politika uyguladığınızda yukarıdaki denklemde de görüldüğü gibi ticaret açığı daralmak zorunda kalacaktır. Bu daralma Çin ile olmayabilir ancak toplamda olacaktır.

Vergilendirme-Ticaret açığı arasında bir ilişki var mı? Manipülasyon açıklamalarının temeli var mı?

Devam edeceğim.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senedi ve Türev

unnamed

Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ticaret Tartışmasına Giriş – 2

Son bir iki hafta boyunca, Trump ve ekibinin Çin, Almanya ve Meksika’ya yönelik eleştirileri ile akademisyenler ve piyasadan ekonomistlerin katıldığı çok faydalı bir tartışma ortamı doğmuş bulunuyor. Şurada gördüğünüz 27 Aralık tarihli yazımda elimizdeki az sayıda belgenin başında gelen Ross-Prof. Navarro analizini özetlemiştim. Bu Trump tarafının ticarete bakış açısıydı ve açıklamaları da buna paralel. Şimdi karşı tarafın argümanlarını biraz daha geniş olarak birkaç maille özetlemek istiyorum. Konu uzun olduğundan bir kaç parçaya böldüm. Ancak çok önemli olduğundan generic tespitler yapmadan (1929,enflasyon yükselir vs vs) önce detayları iyice anlamamız gerek. Kaynak belirtip belirtmemekte muallakta kaldım zira çok geniş tabanlı bir tartışma oluyor ancak birkaç isim bu özette baskın çıkacağından son mailde sadece onların adını paylaşmayı gerekli görüyorum. Servet Fonunun hayata geçirilmesi ile ( Türkiye bazlı olduğundan konuya değinmiyorum) doğrudan ilişkili olmasa da aşağıda bahsettiğim dinamikler Türkiye için de geçerli. Ben ise ortada durup sen haklısın ama sen de haklısın diyen Nasreddin Hoca konumundayım ama biraz daha aşağıdaki argümana meyilliyim.

Okumaya devam et

Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Trump: Siz Nasıl Tanımlıyorsunuz?

Yazının önemli bir kısmı Luigi Zingales’in bir makalesinden ve 2 ana tanımı Türkçeleştirmem durumunda verilmek istenen anlamı veremeyeceğinden aynı bıraktım:  Trump’ın pek çok politikası “pro-business” (iş dünyası dostu diyelim)  ancak bu “pro-market” (buna da serbest piyasa dostu diyelim) olacak anlamına gelmiyor. Hatta tam tersi bir etki yaratacak.  Pro-business gelecek nesiller pahasına var olan şirketlerin desteklendiği bir ortamdır. Pro-market ise her hangi bir kesimi kayırmadan tüm şirketlere eşit şans tanıyacak ortamı yaratmaktır. (Şant’ın notu: Trump’ın Amerika’da üret Amerikan malı tüket söylemi aslında tam bir pro-business vs pro-market )

Okumaya devam et

Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderildi | Yorum bırakın